19 Ekim, 2019

Mektuba hamasetle değil, hakkıyla cevap verin!

Aziz Türk Milleti,

İYİ Parti olarak, bugüne kadar AK Parti ve Erdoğan hükûmetlerinin, bölgemizdeki politikalarına ve özellikle, 2011'den itibaren uyguladıkları Suriye politikalarına itirazımızı birçok defa dile getirdik. Bu yanlış politikalar nedeniyle, Suriye'den Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik tehditler ciddi boyutlara ulaştı. Bu tehditlerin önüne geçilebilmesi ve gerekli olan harekât için, sorumlu siyaset anlayışımız gereği, yurt dışına asker gönderme tezkeresini destekledik. 

Millî güvenliğimizi tehdit eden gelişmelere karşı; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerekli görevi üstlenmesi gerektiğinin altını çizerek, "Bu koşullarda şu ya da bu parti yoktur, tek bir parti vardır, o da Al Bayrak Partisi'dir" diyerek millî bir duruş sergiledik.

ARTIK GÖREV HÜKÛMETTEDİR. 

Bugün itibarıyla sürecin yeni bir aşamasına geçildi. Net olan şu ki; siyaset görevini yaptı, milletimiz görevini yaptı. Mehmetçik de görevini başarıyla yerine getirdi, getiriyor. Şimdi iş, masada ve hükûmettedir. 

Ortada bir mutabakat var. 

Türkiye ve ABD heyetleri arasında yapılan görüşmenin ardından yayımlanan ortak bildiri metni ve resmî açıklamalarda, birçok belirsizlikle beraber, bazı olumlu ilerlemeler de görüyoruz. Türkiye'yi oldukça hassas bir sürecin beklediği ortadadır. Bu süreçte, iktidarın hatasız bir çizgi izlemesi gerekir. Temennimiz yeni bir hatalar zincirinin başlamamasıdır. 

İyi bilinmelidir ki; süreci yakından takip edeceğiz.

GÜVENLİ BÖLGEDEN VAZ MI GEÇTİK?

Bazı noktalara değinmek ve iktidarı hayati gördüğümüz konularda uyarmak isteriz. Bildirideki ifadeler, denetimimiz altındaki bölgeyle sınırlı tutulmuştur. Oysa harekâtın hedefleri anlatılırken Suriye'de, Fırat'ın doğusundan Irak sınırına kadar olan bölgede söz sahibi olma hedefinden söz ediliyordu. Bu hedef, anılan alanda bir "güvenli bölgeyi" tarif ediyordu. Bildirideki ifadelerden, bu hedeften vazgeçildiğini anlıyoruz.

Şu an denetimimiz altındaki bölgelerin dışından millî güvenliğimize yönelebilecek tehditleri bertaraf edebilmek için Rusya ve önünde sonunda Suriye yönetimiyle müzakere etmemiz gerekecek. İdlib'de hâlâ ağır riskler var. Fırat'ın batısında da Rusya'nın hâkimiyeti belirgin.

Görünüşe göre, Türkiye operasyonu başlatırken kontrol sağlamayı hedeflediği bölgelerden, 
Ayn el-Arab'ın (Kobani) tamamından ve Tel Abyad'a çok yakın olan sınır bölgelerinden de vazgeçmiştir. Keza Mümbiç de aynı durumdadır. Zaten harekâtın başlamasının ardından bu bölgelerin tedricen Şam'ın eline geçmesi buralarda Türkiye'nin kontrolünü imkânsız olmasa da, çok zor hâle getirmiştir. Bu konulardaki pozisyonumuzun ve planlamaların dikkatle yapılması millî güvenliğimiz açısından hayati önem taşımaktadır.

TERÖR ÖRGÜTLERİ NE YAPACAK?

Bildiride, terör örgütlerinin ellerindeki ağır silahların toplanacağı ifade edilmektedir. Ancak kim tarafından, nasıl ve hangi yöntemle toplanacağı muallaktadır. Bu noktanın da aydınlığa kavuşturulması şarttır. 

Üzücü olan odur ki; bölgesel aktör olma iddiasıyla çıkılan yolun sonunda, bugün karşılaştığımız gerçek, ülkemizi başka akılların yol haritalarına mahkûm hâle getirmiştir. Bu mutabakat, 911 kilometrelik sınırımızda, başka güçlere ya da uzaklardan gelen devletlere tabi hâle geldiğimizin açık bir ifadesidir. Mutabakat kapsamındaki bölgeler için ABD ile, Fırat'ın doğusundaki diğer alan için de Rusya ile müzakere etmek zorundayız. Sınırımızdan 30 km derinliğin ötesinde yaşanabilecek gelişmelerin ise ilave zorluklar yaratacağı muhakkaktır.

Ayrıca, büyük sorun haline gelen Türkiye'deki sığınmacıların geri dönüş projesi ve planları da iktidarın öngördüğü şekilde işlemeyebilir. Bunun da altını çiziyoruz.

İYİ Parti olarak;

Şimdi, Erdoğan-Putin görüşmesinin sonuçlarını bekleyeceğiz. Ancak o zaman daha sağlıklı bir tahlil yapmak mümkün olabilecektir.

İktidarı, daha önce düştükleri bir yanlışa karşı bir kez daha uyarmak isteriz. ABD ve Rusya'yla yürütülen müzakerelerin, dolaylı da olsa, "terör örgütüyle görüşme" şeklinde değerlendirilmesine yol açacak adımlardan uzak durulması gerekmektedir. Bu noktada hiçbir telkin ya da baskıya boyun eğilmemeli, devlet ciddiyeti ve ilkeleri asla unutulmamalıdır. Harekâtın başındaki hedeflerden geriye düşülmemesi bir ve bütün olarak devletinin arkasında duran milletimizin haklı beklentisidir. 

Hükûmetin yürüttüğü politikalardan ve özellikle mutabakat metninden kaynaklı kaygılarımızı bir kenarda tutarak gelişmelerin takipçisi olacağız.

Tarihe şu notu düşmek isteriz ki;

"Güvenli bölge" esasen Suriye'nin tamamıdır.

Bölgesel istikrarın temel şartı; Suriye'nin toprak ve siyasal bütünlüğüdür.

Bunu sağlamak için gereğini yapmak durumundayız. 

MEKTUBA HAMASETLE DEĞİL, HAKKIYLA CEVAP VERİN!

ABD Başkanı'nın aşağılayıcı mektubunu ve bu mahiyetteki diğer ifadelerini asla kabul edilebilir bulmuyoruz.

Sayın Erdoğan'ın bunları, geçiştirmeden ve geciktirmeden, Türkiye'nin onuruna ve büyüklüğüne yakışır tarzda cevaplamasını bekliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın aksine;

Türk Devleti ve Türk Milleti'nin onuruna yönelmiş seviyesiz üsluba hak ettiği cevabın verilmesini "önceliğimiz" olarak görüyoruz.

Aksi halde bu; Türkiye'ye karşı yanıtlanamayan bir hakaret olarak tarihin kayıtlarına geçecektir.

Türkiye büyük bir ülkedir. Türk Milleti kadim bir millettir.

İYİ Parti, iktidarın bu gerçek ışığında adımlar atmasını beklemekte ve gelişmeleri yakinen takip etmektedir.

İYİ Parti