İYİLİK İÇİN ADALET TÜRK HUKUK ÇALIŞTAYI
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, İyilik İçin Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı’nda konuştu.
Alman hukukçu Ernst Fraenkel’in Nazi dönemi Almanya’sını anlatırken, ‘ikili devlet’ teorisini ortaya koyduğunu hatırlatan Genel Başkanımız, “Fraenkel’e göre sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir ‘norm devleti’ vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir ‘tedbir devleti’ baş gösterir” dedi.
“Eğer bugün Türkiye’de, ‘yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘tedbir devleti’ işlemektedir” diyen Genel Başkanımız, “Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz” ifadelerini kullandı.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, derin devlet tartışmalarına da değindi.
GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU’NUN ÇALIŞTAY KONUŞMASI
Değerli akademisyenlerimiz,
Saygıdeğer milletvekilleri,
Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyeleri,
Siyasi partilerimizin değerli temsilcileri,
Sivil toplumun güçlü sesleri,
Basınımızın güzide mensupları,
Muhterem hanımefendiler, beyefendiler,
Kıymetli konuklar,
Hepinizi en içten duygularla sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Aramızda, devlet, siyaset ve yargı alanında önemli hizmetleriyle temayüz etmiş değerli şahsiyetler var.
Katılımlarından ötürü her birine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.
Bu salona adım attığımız anda,
sıradan bir toplantıya değil,
tarihin önümüze koyduğu bir sınava girdiğimiz hissiyatına kapıldım.
Türkiye’nin hukukla imtihanı,
bugün bu çatı altında,
sizlerin bilgisiyle, vicdanıyla
ve cesaretinin ışığıyla yeni bir sayfa açmak üzeredir.
Biliyor ve tüm kalbimizle inanıyoruz ki;
hukukun siyasi görüşü olmaz.
Sağın da solun da,
muhafazakârın da sekülerin de,
iktidarın da muhalefetin de ortak ihtiyacıdır hukuk.
Adalet bir kesim için değil,
herkes için varsa anlam taşır.
İşte bu sözleri bugün bu salona bir davet olarak,
memleketin ortak vicdanını ayağa kaldırma çağrısı olarak söyledim.
Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim:
Hukuk Çalıştayımız,
İYİ Parti’nin sıradan bir parti içi etkinliği değildir.
Bu çalıştay, milletin hukukla olan kadim ve derin bağını
yeniden kurmak için çıkılan bir yolculuktur.
O yolculukta Türkiye’nin hukuk dünyasının bütün paydaşları
avukatı, hakimi, savcısı,
akademisyeni, noteri, gazetecisi ve siyasetçisi
aynı masada oturmaktadır.
Çünkü hukuk,
yalnız başına bir kurumun,
bir meslek grubunun
ya da bir partinin taşıyabileceği bir yük değildir.
Hukuk, toplumun omurgasıdır
ve omurganın her kemiği birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Peki neden şimdi? Neden bugün?
Çünkü Türkiye, hukuk tarihinin
belki de en kritik kavşaklarından birinde duruyor.
Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen
anayasal denge ve denetim mekanizmaları,
öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına,
seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan
dev bir reform gündemi bekliyor bizleri.
Bir yanda, “Bir devletin derini olmaz, hukuku olur” diyen anlayışın haklı özlemi
öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme,
kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor.
İşte tam bu kavşakta,
tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla
sizleri bu salona davet ettik.
Bugün burada düşünürlerle,
tarihle, karşılaştırmalı deneyimlerle
bir yolculuğa çıkacağız.
Üreteceğimiz “Hukuk Vizyon Belgesi”,
yalnızca bir siyasi parti programı değil
Türkiye’nin hukuk toplumunun ortak sesi, ortak aklı ve ortak geleceği olacaktır.
Kıymetli hazirun;
Büyük Alman filozofu Immanuel Kant,
hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez.
Kant’a göre hukuk,
özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan,
evrensel ilkelerin tüm toplamıdır.
Kant, “Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol” derken,
hukuk devletinin bir tercih değil,
aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir.
Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda
bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz.
Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla,
Anayasa’nın çiğnenmesini,
hukukun çiğnenmesini,
demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını
kabul edebilmek asla mümkün değildir.
Hukuk, güçlünün aracı olamaz.
Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz.
Biz İYİ Parti olarak,
Adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken
her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz:
İktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma,
ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan
tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükûnete erer.
Hans Kelsen,
hukuku kendi içinde tutarlı,
hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı.
En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz.
Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz?
Normlar hiyerarşisinin bozulduğu,
Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda,
hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti,
gerçekte hukuk devleti değildir
o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir.
Montesquieu,
“Her insan iktidara sahip olduğunda
onu kötüye kullanma eğilimindedir” der.
Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol,
yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır.
Türkiye’nin siyasi tarihi,
kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde
adaletin nasıl zedelendiğini,
basının nasıl susturulduğunu
acı tecrübelerle göstermiştir.
Unutmayalım ki,
büyük düşünür İbn Haldun’un
asırlar evvel işaret ettiği “Asabiyet”,
yani toplumsal dayanışma bağı,
ancak hukuka olan güvenle ayakta kalır.
İnsanlar, mahkemelere güvenmez,
adaleti yalnızca, tanıdık ve güçlü olanların erişebildiği
bir imtiyaz alanı olarak görürse,
o toplumda asabiyet çözülür.
İşte bizim amacımız,
Türkiye’nin o hukuki asabiyesini yeniden inşa etmektir.
İnsanların “hukuk benim için de işler” diyebileceği bir düzeni kurmaktır.
Aziz Milletim;
James Madison’ın güzel bir ifadesi var:
“Eğer insanlar melek olsaydı,
hükümete ihtiyaç olmazdı.
Eğer melekler, insanları yönetiyor olsaydı,
hükümet üzerinde ne dış ne de iç denetim gerekli olurdu.”
İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için
denge ve denetim mekanizmaları şarttır.
Türkiye’ye dayatılan
ve adına “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen
bu ucube yapı,
yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak,
Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi,
yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.
Alman hukukçu Ernst Fraenkel,
Nazi dönemi Almanyasını anlatırken,
“İkili Devlet” teorisini ortaya atar.
Fraenkel’e göre,
sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen
bir “Norm Devleti” vardır.
Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda,
kuralların değiştiği,
idari keyfiyetin devreye girdiği
bir “Tedbir Devleti” baş gösterir.
Eğer bugün Türkiye’de,
“Bir yargı kararıdır” denilip geçilemeyen,
vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa,
bu kararlar,
siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa,
orada “Tedbir Devleti” işlemekte demektir.
Biz İYİ Parti olarak,
Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp,
güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen,
onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz!
Roma Cumhuriyeti,
dışarıdan gelen bir darbeyle değil,
içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü.
Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı.
Weimar Cumhuriyeti,
bir anayasaya sahip olmasına rağmen
yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi
ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden
demokrasiden otokrasiye sürüklendi.
Carl Schmitt
“Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir” diyordu.
Biz ise hayır diyoruz!
Egemen, hukuki normlardır
Ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır!
Türkiye’nin kendi tarihinde de
askeri darbeler ve vesayet dönemleri
hep “hukuku kurtarmak” kılıfıyla hukuku katletmiştir.
İşte bu nedenlerle
Bugün kuvvetler ayrılığını
ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynunun borcudur.
Kıymetli Katılımcılar;
İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda,
çalıştayımızın on temel başlığında
Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız:
Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız.
Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır:
Türkiye’nin üniter devlet yapısı,
toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir.
Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir.
Ancak biz üniter yapıyı savunurken,
meclisin gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz.
Yürütmenin yasamaya hesap verdiği,
iktidarın sonsuz süremeyeceği,
çoğulculuğu ve denetimi sağlayan
bir Parlamenter Sisteme geçiş
anayasal reformumuzun birinci önceliğidir.
Hukuk Devleti Revizyonu ve İnsan Hakları açısından
şunu söylemek gerekir ki,
İnsan hakları kağıt üzerinde kalamaz.
İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken,
gazeteciler yargılanıyorsa;
örgütlenme özgürlüğü varken,
sendikacılar gözaltına alınıyorsa,
belediye başkanları sabah operasyonlarında,
ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa,
orada hukuk devleti yoktur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyum
ve Lon Fuller’ın “hukukun içsel ahlakı” prensipleri doğrultusunda,
hukuku, çelişkisiz, geriye yürümez
ve herkese eşit uygulanan bir yapıya kavuşturacağız.
Mali Hukuk Normları ve İhale Mevzuatı…
Devletin namusu beytülmaldir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu
bir “istisnalar kanununa” dönüştüren,
mali hukuk normlarını yandaşın çıkarına uyduran
bu düzeni mutlaka değiştireceğiz.
Sayıştay’ın denetim yetkisini yeniden
tam ve eksiksiz olarak hayata geçirerek,
yolsuzluğun yapısal zeminini ortadan kaldıracağız.
Kadına yönelik şiddetle mücadele, hukukun vicdanıdır.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı ne kadar yanlışsa,
kadın cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indirimleri de o kadar vicdansızdır.
Hukuk, kadının yanında dağ gibi durmak zorundadır.
Adalet, cinsiyet ayrımı tanımaz;
koruyucu tedbir kararlarının sürüncemede bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Suça sürüklenen çocukları hapis cezasına değil,
onarıcı adalet yaklaşımıyla topluma geri kazandıran
çocuğun yüksek yararını her koşulda koruyan bir sistemi inşa edeceğiz.
Bir kişinin mahkûmiyet kararından önce yıllarca tutuklu kalması,
masumiyet karinesinin fiilen işlevsiz kılınmasıdır.
Tutukluluk bir ceza infazına dönüştürülemez.
Uzun yargılama sürelerine son verecek,
farklı siyasi görüşlerin
hukuk karşısında eşit muamele gördüğü,
toplumsal uzlaşı zeminini adaletle pekiştireceğiz.
Demokrasinin dördüncü gücü olan basın,
kamuoyunun nefes borusudur.
Medya mülkiyetinin tekelleştiği,
gazetecilerin tutuklu olduğu bir tablo
demokrasimiz için tehdittir.
Dezenformasyonla mücadele kılıfı altında,
basın özgürlüğünü kısıtlayan sansür yasalarına geçit vermeyecek,
gerçeklerin şeffafça dolaştığı bir medya iklimi yaratacağız.
Yargı bağımsızlığı bir lütuf değil, haktır.
Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu
yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız.
Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata,
iddia makamındaki savcıyı liyakate,
savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken,
yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız.
Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin
mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız.
Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi.
Büyük veri, algoritmik karar alma
ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi,
kişisel verilerin korunması
ve siber güvenlik artık bugünün konusudur.
İYİ Parti,
Türkiye’yi AB standartlarında
dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir.
Bunu da mutlaka hayata geçirecektir.
Demokrasilerde sandık namustur.
Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil,
milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir.
Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine
pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek,
Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını
kurumsal bir zırha büründüreceğiz.
Değerli Dava Arkadaşlarım,
Kıymetli Bilim İnsanları,
Sevgili konuklar;
Türk siyasetini zehirleyen,
hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran
“derin devlet” safsatasını kökünden reddediyoruz.
Bizim felsefemiz şudur:
“Bir devletin derini olmaz, hukuku olur.”
Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil
her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır.
Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen
bir dokunulmazlık zırhı değildir.
Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır.
Devlet aklı, anayasal sadakattir.
Bilge Kağan’ın “il ve töre” uyarısında,
Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde
ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinde yatan öz tam da budur!
Bu öz, kişilerin değil,
kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür.
Aziz Milletim;
Kant’tan, Madison’a,
İbn Haldun’dan Fraenkel’e uzanan
bu tarihi seyahatte gördük ki;
hukuk devleti bir hediye değildir.
O, her neslin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir mirastır.
Türkiye, bugün bu yeniden inşanın,
bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır.
Bu eşikte atacağımız adım,
önümüzdeki on yılların
siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir.
Ve o adımı atacak olan kadrolar,
vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar,
korkusuz avukatlar,
kalemini satmamış gazeteciler,
liyakatli akademisyenler
ve milletin hakiki temsilcileridir.
Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil,
Türkiye’nin ortak aklını üretmektir.
Tarih, bugün bu salona kulak verecektir.
Yarın kamuoyuyla paylaşacağımız
“Hukuk Vizyon Belgesi”,
bu eşsiz çalıştayın mirası olarak
Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacaktır.
“Adaletin zarar gördüğü yerde demokrasinin sağlıklı işlemesi mümkün değildir.”
Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye,
devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik!
Türkiye’nin yarınları,
hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir.
Çalışmalarınızın bereketli ve verimli geçmesini temenni ediyor,
Hukuk Çalıştayımızı açıyorum.
Emeği geçen hemen herkese takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sağ olun, var olun, Yüce Allah’a emanet olun!


