Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, NOW TV ekranlarında İlker Karagöz’ün gündeme dair sorularını yanıtladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin terör örgütü pkk’nın elebaşı abdullah öcalan için gündeme getirdiği “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” önerisi sorulan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “abdullah öcalan bir hükümlü. Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm bir kişi. Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüne davet edildiğinde, kendisinin cezaevinde tutuklu olduğunu, Ankara’nın Aşağı Ayrancı semtinde oturmadığını, dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüne gelebilmesi için öncelikle serbest bırakılmasının gerekli olduğunu anlatmıştım. Şimdi de kendisine bir görev tevdi edilmek isteniyor. Bunun öncelikle hukuken mümkün olmayacağını anlatmaya çalıştım. Bir hükümlüye, resmi bir görevin tevdi edilmesi hem uluslararası zeminde hem de kamu vicdanında Türkiye’yi zor duruma düşürür” dedi.
Terör örgütü ele başı öcalan’ın, süreci başından bu yana koordine ettiğini savunan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Komisyonun kurulmasını talep eden abdullah öcalan, komisyonun İmralı Adası’nda kendisini ziyaret etmesini talep eden abdullah öcalan, hukuki zeminde birtakım yasal düzenlemelerin yapılması gerekliliğine işaret eden abdullah öcalan. Ama ‘Bu süreç, abdullah öcalan tarafından koordine ediliyor’ dediğimde de bana söylemedikleri laf bırakmadılar. ‘Süreci koordine eden abdullah öcalan söylüyor, siz yapıyorsunuz; o tak diye talep ediyor, siz de şak diye yerine getiriyorsunuz’ dediğimde bir yığın ithamın muhatabı haline getirilmiştim. Şimdi söylediklerim bir bir gerçekleşiyor” ifadelerini kullandı.
“Bahçeli, pkk terminolojisi ile konuşmaya başladı”
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, PKK terminolojisi ile konuşmaya başladığını savunan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Barış süreci diyor. Türkiye bir savaşın içinde değil. Türkiye bir terörle mücadele gayreti içerisindeydi. Kurucu önderliği de koordinatörlüğü de buna dahil ediyorum. Başka bunun hukuki boyutu da var. Kelimelerimi mümkün mertebe seçerek kullanıyorum. Hem milletimizin yüreğinin incinmemesi hem de devletin aşınmaması için özel surette gayret gösteriyor. Bu yapılan iş doğrudan doğruya suçu ve suçluyu övmektir. Türk, Kürt ayırmadan söylüyorum; 50 bin insanın katiline böyle bir misyonun yüklemiş olması hâli, aslına bakarsanız eksik bile söylüyorum, rezilliğin dik alasıdır. Böyle bir şey olamaz. Ayrıca bu o ağızlardan seslendirilemez. Dolayısıyla bu milletin bir ferdi olarak böyle bir durum karşısında elbette ki birtakım tepkilerimiz olacak. Bunun da makul karşılanması lazım” şeklinde konuştu.
“Söylediklerine inanıyorlarsa siyaseti bırakırım”
Yaptığı açıklamalara MHP’den gelen tepkilere değinen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Eğer söylediklerine inanıyorlarsa yemin ederim siyaseti bırakırım. Partilerinin grup başkanvekillerini, genel sekreterini muhatap almayı çok istemiyorum ama ayıptır ya, bu memlekete yazıktır. Bu memlekette insan mı kalmadı? Bu süreç en başından beri İmralı canisinin koordinatörlüğünde yaşama geçirilmek isteniyor. Buna şimdi de bir statü kazandırmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla hepsi bizim tanımladığımız çerçevenin içine girmiş durumdalar” değerlendirmesini yaptı.
“Bir hükümlüye resmi görev tevdi etmek hukuksuzluktur”
“Bu çağrıların yapılmasıyla suç mu işleniyor?” sorusu üzerine Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Gayet tabii, bir suç işleniyor. Bu çağrıyı yapan, buna alet olan, buna seyirci kalan… Onun için ‘İhanetin zaman aşımı yoktur’ diyorum. Milliyetçi reflekslerle konuşmadığımı en başından beri söylüyorum. Bir kere bu işin hukuki boyutu var. Siz hükümlü birisine, Türk milleti adına karar vermiş bir mahkemenin kararını çiğneyerek, bir hükümlüye resmi bir görev tevdi ediyorsunuz. Bunu yapmak elbette ki bir hukuksuzluktur. Fransa’da Çakal Carlos’a, bu tarz görevler tevdi edilmiş olsa bütün dünyaya kalkar. 50 bin kişinin katilinden bahsediyoruz. Bir narko terör örgütünün liderinden bahsediyoruz. Sözü İran’daki, Suriye’deki bölücülere geçmeyen -ki onların hepsi şu anda aynı çatı örgütün şemsiyesi altında aynı görevleri deruhte ediyor. Ayrıca Türkiye, terör problemini aştığına dair çok sayıda resmi argümanın kamuoyuyla paylaşıldığı bir ülke. ‘Ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz’ denilen bir süreçte, böyle bir caniye bu tarz iltifatların yönetilmiş yöneltilmiş olması hali kabul edilebilecek bir şey değildir. Dolayısıyla bunun bir delilik olarak tanımlanması gerektiğine işaret ettim” dedi.
“Önermeyle ilgili konuşması gereken Erdoğan’dır”
Kendisine “Bu öneriye ne diyorsunuz” şeklinde sorular geldiğine işaret eden Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bu önermeye bir şey demesi gereken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu suskunluğa farklı anlamlar yüklenebilir. Rol paylaşımı yapılmış olabilir diye de bakabilirsiniz. Tayyip Erdoğan’ı zor durumda bırakacak bir siyasi hamle gözüyle de değerlendirebilirsiniz. O sebeple Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tarz taleplerin uygunluğu söz konusu değilse, kendisinin buna göstermesi icap eden tepkiyi sergilemesi gerekliliğine işaret ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Öcalan’ın serbest bırakılması için ön hazırlık izlenimi var”
Bahçeli’nin statü çıkışının daha kapsamlı düşünülmesi gerektiğine işaret eden Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü… Nerede siyasallaşacak? Hangi süreci yönetecek? Nereden yönetecek? Sekreteryası olacak mı? Bu, cezaevinde hükmü infaz edilen bir kişinin yapabileceği bir iş değil. Bu, abdullah öcalan’ın serbest bırakılmasının temin edilmesi noktayı nazarından bir ön hazırlık izlenimi yaratıyor. Meclis kürsüsüne davet de koordinatörlük görevini kendisine tevdi edilmesi de böyle. Ayrıca dikkatinizi çekiyorum; pkk terminolojisi ile konuşmaya başladı. Onların diliyle konuşuyor. Bunu kapsamlı bir şekilde herkesle tartışmaya da hazırım. pkk’nın ve terör örgütünün uzantısı olan siyasi partinin temsilcilerinin diliyle konuşuyor. Onlar bir kere bile Terörsüz Türkiye lafını telaffuz etmedi. Çünkü verdikleri silahlı mücadeleye terör yakıştırması yapılmasını bile kabullenmiyorlar. O terminolojiye doğru yaslandığını gözlemliyorum ki bu son derece tehlikelidir. Demokratik Cumhuriyet, siyasallaşma, yasal düzenlemeler yapılmak suretiyle birtakım avantajların temin edilmesi, insan içine karışmalarının önünü açabilecek kanuni düzenlemelere yönelinmesi… Sayın Bahçeli’nin ifadelerinde bütün bunların alt yapısı oluşturuluyor. Bütün bunların Türkiye’nin geleceği açısından, üniter devletimiz açısından, cumhuriyetimiz açısından son derece riskli ve zararlı buluyorum.” şeklinde konuştu.
“Türk milletini yok sayma halindeler”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Komisyonu isteyen abdullah öcalan’dı. İmralı’da ziyaret edilmeyi isteyen abdullah öcalan’dı. Statü arayışına giren abdullah öcalan’dı. Bütün bunların yasal düzenlemelerle farklı bir çizgiye taşınmasını talep eden abdullah öcalan’dı. Demokratik değilmişiz gibi demokratik Cumhuriyet talebini gündeme getiren abdullah öcalan’dı. Bu süreç zaten onun koordinasyonunda yürütülüyordu. Bu yeni bir şey değil. Ama bunun bir hükümlü üzerinden. Türkiye Cumhuriyeti Devleti mahkemelerinin cezalandırdığı bir cani üzerinden, yaşama geçirilmeye kalkışması hâli Türk milletini yok sayma halidir. Benim asıl isyanım da bunadır. ‘Önünüze ne koyarsam, onu yiyeceksiniz’ demek anlamına gelir. Dolayısıyla kabul edilebilecek bir yanı yoktur” değerlendirmesini yaptı.
“İnsan bunları söylerken utanır”
“Dünyanın hangi hukuk sisteminde, hangi ülkesinde cezaevinde hükmü infaz edilen bir caninin yol göstericiliği ile resmi bir süreç tanzim edilir? Bu durum hukuk devletlerinde kabul edilebilecek bir şey mi?” diye soran Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Şimdi bana gelmiş ‘Emperyalizme hizmet ediyor, terörden besleniyor’ diyor. Bazı partilerin temsilcileri resmî açıklama yapıyor. Ben ne zaman böyle bir ilişkinin içerisinde olmuş olabilirim ki? Siz beni tanımıyor musunuz? Benimle ilgili bu kelamları sarf edenler, 50 yıllık mücadele geçmişimin şahitleri. İnsan bunları söylerken utanır. Kendi ihanetlerinin, vurdumduymazlık ya da makam, mevki aşklarının bir doğal sonucudur bu. Yoksa ben onların hepsinin karakterini biliyorum. Böyle şeylere rıza gösterecek insanlar değildir onlar. ‘abdullah öcalan haindir, katildir’ dendiği zaman da kalkıp alkışlıyorlar. Bugün ‘Kurucu önderdir, kurtarıcıdır’ dedikleri zaman da kalkıp alkışlıyorlar. Bu ancak işgal ettikleri makamı koruma amaçlı bir şeydir ama millet öyle düşünmüyor. Bu insanlar bazı laflar ve kelamlar yüzünden sokağa çıkamıyor. Bu Allah’tan reva mıdır?” dedi.
“öcalan canisini bize kim getirdiyse, kim idam ettirmediyse bu sürecin içindedir”
Terör örgütü elebaşı öcalan’ın Türkiye’ye teslim edildiği dönem Başbakan olan Bülent Ecevit’in, “Bu acaba bize neden teslim edildi, hâlâ anlayabilmiş değilim” dediğini hatırlatan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Teslim edildi. Şimdi bunun üzerinden bir süreç koordine ediliyor ve dolayısıyla güncellenmiş büyük Ortadoğu projesinin bir aparatı haline getirilmeye çalışılıyor. Onu bize kim getirdiyse, onu burada kim idam ettirmediyse bu sürecin doğrudan doğruya içindedir. Bu süreci okumak için onun hem geçmişinin hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı vermiş olduğu hain silahlı mücadelenin hem yakalandığı süreçte yaşadıklarının hem yakalanmadan önce Suriye’de yaşadıklarının ve kurduğu ilişkilerin doğru bir biçimde ele alınması ve Türkiye’deki suç ortaklarının da kimler olduğunun ortaya çıkarılması gerekir. Onun için diyorum ki ihanetin zaman aşımı yoktur. Ayrıca suçu ve suçluyu övmek, ona mecliste olmayan makamları ihdas ederek sunmaya kalkışmak hem çılgınlıktır hem deliliktir hem de rezilliktir” ifadelerini kullandı.
“Milletin hakkını ve hukukunu, bir başımıza kalsak da sonuna kadar savunacağız”
İYİ Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “Bu işin arkasında başka şeyler de arıyorum” şeklinde bir açıklama yaptığı hatırlatılan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Laf büyük olunca ağzına sığmıyor. Onun için ‘Sayın Recep Tayyip Erdoğan konuşsun’ diyorum. Böyle bir şey olabilir mi? Bir katile, bir caniye, bir haine devlet nasıl bir resmi görev tevdi eder? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kürsüsünden bunu nasıl yapar? Meclis kürsüsüne davet edilmesi hali, serbest bırakılmasının arzulanması halidir. Şimdi İmralı’da konutlardan bahsediliyor. Yer varmış da statü gerekliymiş. Şimdi o statüye bir kılıf uydurdular. Ben böyle şeylerde ‘Yapabiliyorsanız gelip yapın’ diyorum. Meclis kürsüsünde konuşturacaktınız, orada konuşmadı. Sonra komisyon kuruldu. Netice itibariyle bir rapor yazıldı. O raporu da doğru bir biçimde İYİ Parti’den başka okuyup değerlendiren yok. Hatta o rapora muhalefet ettiğimizi gösteren bir emare olur diye parti ismimizi dahi koymamışlar. İYİ Parti’den ‘komisyon çalışmalarına katılmayacağını, daha önceden bildiren parti’ diye bahsediyor. Dolayısıyla bazı ihanet senaryoları tarihe mal olduğunda, ona kimlerin karşı çıkacağı tutanaklarda bulunmasın istiyorlar. Böylesine kurnazca planlar yapıyorlar. Ben de onları diyorum ki; bütün bu senaryolar yaşama geçirilirken siz neyin cumhurbaşkanısınız, neyin parti liderisiniz, neyin meclisi ve meclis başkanısınız? Bunu bu millete açıklayın diyorum. Hepsi bir tarafta biz tek bırakılmış ama milletin hakkını, hukukunu bir başımıza da kalsak sonuna kadar savunacağımızdan herkes emin olmalı” şeklinde konuştu.
“Biri bana açıklasın: Bahçeli’nin önerisinin hukuk sistemimizdeki yeri ne?”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Devletin yetkili organları bu adamların verdikleri taahhütlerini yerine getirmediklerine dair raporlar tanzim ediyor. Uluslararası zeminde beklentilerine karşılık bulamadıkları için yeni stratejilerini siyasi muarızlarının üzerinden yaşama geçirmeye çalışıyor. Bu memlekette herkes bazı şeyleri görmeyebilir. Ama herkes iyi bilsin ki, herkesten saklanan ve millete gösterilmek istemeyen birtakım şeylerin, birileri tarafından da görülebileceğini düşünsünler. Ben görüyorum ve gördüklerimi de tartışıyorum. Açıklasınlar bana: Sayın Devlet Bahçeli’nin bu önerisinin hukuki sistemde yeri nedir? Bir çıksın söylesin bana. Hukuk sistemimizde yeri nedir bunun? Bir hükümlüyü Milliyetçi Hareket Partisi’nin ilçe teşkilatına ben kayyum atayabiliyor muyum Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak da, o Abdullah Öcalan denen caniyi hem Kürtlere vasi atıyor hem de Türk milletine kayyum atamaya kalkıyor. Bunu yapmaya ne hakkı var?” diye ekledi.
“Kim kime borçlu, kim kime mahkûm?”
Hem partisine hem de şahsına yönelik ithamları muhatap almaya değer bulmadığını dile getiren Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Ama mesele memleket olunca mesele ülke olunca kayıtsız kalamıyorum. Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yüksek mahkemelerin değerli hakimleri çıksınlar ve ‘Bunun hukuk sistemimiz içerisinde böyle bir yeri vardır’ desinler, ben de kabulleneyim. Bunlar niye susuyor? Türkiye’nin ve Türk milletinin aleyhine bu suçlar işlenirken bunlar niye susuyor? Neden ‘Bunu kimse söyleyemez’ demiyorlar? ‘Bu ülkede suçu ve suçluyu övmek de suçtur’ diye niye söylemiyor? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Bu nasıl bir aymazlıktır’ diye niye ifade etmiyor? Kim kime borçlu, kim kime mahkûm? Bana gelip bunu anlatsınlar. Hangi senaryoyu yaşama geçirmek üzere bunları kurguluyorlar? Gelip bana bunu anlatsınlar” dedi.
“İhanetin zaman aşımı yoktur”
Gelişmeler karşısında sert konuştuğu şeklindeki yorumlara da değinen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Ne konuşayım ben şimdi buna? Yumuşak mı konuşayım? Doğru iş mi yapıyorsunuz diyeyim? Suça seyirci mi kalayım? Ayıbın üstünü örtelim, ihaneti görmezden mi geleyim? Ben çıkıp, ‘İhanetin zaman aşımı yoktur. Cenabı Allah nasip ederse bütün bunların hesabını sizden soracağım’ diyorum. Bu sert bir ifade değil. Sarf edilmesi gereken cümleleri sarf ediyorum” açıklamasında bulundu.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, programın devamında CHP’ye yönelik butlan davası, erken seçim tartışmaları ve ekonomiye dair de değerlendirmelerde bulundu.
CHP’ye yönelik mutlak butlan davası sorulan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “En başında ifade etmiştim. Butlanla yatıp, butlanla kalkıyoruz. Çok boyutlu ele alınması icap eden bir durum. İktidar ne zaman süreçle ilgili bir sıkışıklık yaşasa butlan meselesini zaman zaman olumlu yönde, zaman zaman da olumsuz yönde Demokles’in kılıcı gibi demokrasinin üzerinde sallıyor. Son derece dikkatli olunması gerekliliğine işaret ettim. Eski bir iktidar milletvekili tarafından, butlan kararının yazıldığı ve o kararın mahkeme tarafından açıklanmasının ertelendiği söylendi. Hiç kimse bu durumda da ‘böyle şey olmaz’ demedi. Türkiye uzunca bir zamandır, butlan yazılmış ama butlan kararının yaşama geçirilmesi için sanki bir siyasi talimat bekleniyormuş endişesiyle yaşıyor. Bu, hukuk sistemimiz açısından son derece tehlikeli bir durum. Yani siyasi bir talimatla yaşama geçirilecek ya da geçirilmeyecek hissiyatı oluştu. Bu durum, Türkiye’de adaletin çöktüğüne delalet eder. Mahkemelerin siyasi talimatlarla karar almalarının söz konusu olduğu durumunu beraberinde getirir. Bu adalet sistemimiz açısından, hukuk sistemimiz açısından son derece tehlikeli bir durum” dedi.
“Koca koca isimler…”
İktidara yakın çevrelerden de adalet duygusunun zedelendiği ve siyasi gerekçelerle yargılamaların gerçekleştirildiği yönünde paylaşımlar yapıldığını dile getiren Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bu son derece tehlikeli bir durum. (Şantaj gibi mi görüyorsunuz?) Kelimelerimi çok dikkatli seçmeye çalışıyorum. ‘Demokles’in kılıcı gibi sallıyorlar’ dedim ama sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin değil aslında demokrasinin üzerinde sallıyorlar. Dolayısıyla bu durum kendi içinde başka şeyleri de barındırıyor. Ama hukuksuzluktan, adaletsizlikten beslenerek sadece parti içinde kaybedilmiş birtakım makamların geriye alınabilmesi için koca koca isimlerin böyle işlere alet olmasını da doğrusunu isterseniz bir yönüyle yadırgıyorum bir diğer yönüyle de kınıyorum. Parti içindeki mevki ve mevziiyi yeniden elde etmek ya da mevcut mevziiyi muhafaza etmek için atılmış adımlar varsa bunu demokratik geleneklerimiz açısından uygun bulmadığımı, yanlış adımları atanların da tarafımdan yadırgadığını söylüyorum. İsimlendirmek istemiyorum. Koca koca isimler dedim. İçlerinde küçük isim yok yani” ifadesini kullandı.
“Bu konu başka bir partinin iç meselesi olmaktan çıktı”
“Bir başka partinin iç meselesine zaten karışmam ama bu durum bir partinin iç meselesi olmaktan çıktı” diyen Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Grup toplantımızda da söyledim. Süreç aşamasında ihtiyaç duyduklarında butlanla ilgili olarak bir gevşeme oluyor ama Cumhuriyet Halk Partisi’ne olan ihtiyaç azaldığında da fırına yeniden odun atıyorlar. Dolayısıyla buna karşı çok uyanık davranılması gerekliliğinin altını çiziyorum. Bu durum başka bir partinin iç meselesi olmaktan çıktı artık. Düşünebiliyor musunuz? Bir karar yazılmış. Karar yazıldı ama açıklanmıyor. Bu ne amaçla yapılır? Bu kararı açıklamamak, bu kararı yazanları hangi duruma getirir? Bu işi yapanların yetkili olduğu hukuk sistemi tarihte nasıl alınır? Bunların hepsini düşünmek zorundayız” şeklinde konuştu.
“Başkalarının işine gelecek işleri, onların eline koz olarak vermemek gerekir”
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Bir karar var, açıklanamıyor. Adalet Bakanı bundan rahatsız olmuyor mu? Açıklanması neye bağlı? Talimata bağlı. Peki mahkemeler Türk milleti adına karar vermiyor muydu? ‘Biz bunu burada tutalım, Demokles’in kılıcı gibi demokrasinin üzerinde sallandıralım. İşimize geldiği zaman öyle davranırız, işimize gelmediği zaman da farklı bakarız’ Önemli olan başkalarının işine gelecek ya da gelmeyecek işleri onların eline koz olarak vermemektir. Benim, bütün siyasi geçmişimde dikkat ettiğim şey budur. Kendi içinde endişeleri barındıran bir durum bu. Meseleyi bu yönüyle ele aldığımızda hem adalet sistemimiz, hukuk sistemimiz açısından hem de demokrasimiz açısından derin kaygılara kapılıyorum” diye ekledi.
“Türkiye seçim ihtiyacıyla karşı karşıya”
Erken seçim tartışmaları sorulan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’nin seçime ihtiyacı var. Buna kimse yok diyemez. Çünkü ekonomi son derece kırılgan. Ayrıca vatandaş fakru zaruret içinde. Asgari ücretlinin yaşamını idame ettirebilmesi mümkün değil. Emekliler, dullar, yetimler, tenceresini kaynatamayacak durumda. Türkiye bu yönüyle bakıldığında bir seçim ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Bunu hiç kimse inkâr edemez ama kanunlara ve anayasaya göre seçim kararının alınabilmesi iradesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çoğunluğun inhisarında. Dolayısıyla TBMM’de erken seçim kararının alınabilmesi için nitelikli çoğunluğa yani 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. Seçim talebinin arkasında iktidar olmadığı müddetçe Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden erken seçim kararı çıkarabilmek mümkün değil. Ben o zaman da söyledim, şimdi de söylüyorum. Sarfedilen yanlış kelamlar ve stratejik anlamda atılan yanlış adımlarla, seçimin takvimini belirleme imkanını iktidara bırakmamak ve farklı alanlardan onu seçime zorlamaya çalışmak gerektiğine işaret etmiştim. Şimdi iktidar doğrudan doğruya ortaklarıyla beraber süreci tanzim edecek, belki de erken seçim diye tanımlanacak ama zamanında yapılan bir seçimi hatırlatacak bir adımı da atma imkanına sahiptir. Dolayısıyla ben bu şartlarda 2026 yılında yapılacak bir seçimin iktidarın işine gelmeyeceği için gündeme getirilemeyeceğini söyleyebilirim. Şöyle bir durum daha var. 2028’in başında Tayyip Erdoğan’a yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasının önünü açabilecek bir imkân tanımak için Mayıs’ta yapılması gereken seçimi Mart’a alarak erken seçim diye sunmaya çalışabilirler. O zaman seçime karşı takınılması gereken tavır da siyasi partiler açısından doğal olarak değişir” dedi.
“Bu ekonomik düzen sürdürülebilir değil”
Ekonomiye dair de değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, enflasyon oranlarındaki artışa işaret ederek şöyle konuştu: 28 bin lira asgari ücret alan bir insanın, 20 bin lira emekli maaşı alan bir ailenin yaşamını nasıl idame ettireceğini düşünmek durumundasınız. Dolayısıyla pazardaki enflasyon farklı, marketteki enflasyon farklı, ekranlarda gösterilen grafiklerdeki enflasyon oranları son derece farklı. Bu ekonomik düzen sürdürülebilir değildir. Mutlaka acil tedbirler alınması gerekiyor. Türkiye’nin bolluk bereket ekonomisine gitmesi gerekiyor. Yasaklarla yürütülemeyecek bir süreçle karşı karşıyayız. Faizin, kurun, cezanın arasına sıkışmış durumdayız. Bu gidişat, uygulamaya çalıştıkları programın yetersizliğinden kaynaklı bir durumu da beraberinde getiriyor. Derhal çözüm bulunması gereken bir şey ama çözümün planda, programda değil iktidar değişikliğinde aranması gerekli olduğuna inanıyorum” dedi.


