15 Mayıs, 2019

Ak Parti, tek adam rejimi ve ele geçirdiği sonsuz iktidar gücü ile “güç zehirlenmesi” hastalığına tutulmuştur.

Dün, “Çok Partili Hayata” geçişimizin 73. yıl dönümü idi.
1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yeni devletin kurumlarını oluşturup, devrimlerle toplumsal dönüşümü tamamladıktan sonra, çok partili hayata geçişi 1946’da gerçekleştirmiş, Büyük Önderin “Fazilettir” dediği Cumhuriyeti, “Demokrasi” ile buluşturmuştur.
Bu süreç, hiç kolay olmamıştır. 
Ve zahmetsiz de yaşanmamıştır.
1924 ve 1930’daki çok partili hayata geçiş denemeleri çeşitli nedenlerle inkıtaya uğramış, araya ikinci Cihan Harbi girmiş, bizzat Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği “Çoğulcu demokrasi”, harbin sonunu beklemek durumunda kalmıştır.
1946’da CHP içerisinden çıkan muhalefet, Demokrat Parti’yi kurarken çok ciddi tehditlere maruz kalmış, teşkilatlanırken çeşitli cebir ve baskılarla karşılaşmıştır. 
Önüne çıkarılan tüm zorluklara rağmen Türk Milleti, bu dönüşümü, kendisine yakışır şekilde, büyük bir maharet ve olgunlukla gerçekleştirmeyi başarabilmiştir.
Ancak demokrasimiz neredeyse her on yılda bir kesintiye uğramış, millî irade, üniformalı ve eli silahlı birkaç kişinin iradesine kurban edilmiştir.
73 yıllık süre, özetle, demokratik zihniyet ile totaliter zihniyetin mücadelesi şeklinde geçmiştir.
Bu süreçte yüzlerce insan canından olmuş, binlercesi hürriyetlerini kaybetmiş, zindanlarda işkenceler görmüştür. 
“Demokrasi bu millete yukarıdan verilmiştir”, “Demokrasinin tesisinde halkın emeği yoktur” gibi kurulan cümleler, bu yüzden mesnetsiz, haksız ve milletimize yapılan büyük bir bühtandır. 
Türk Milleti, kendi demokratik rejimini oluştururken ateşle imtihan edilmiş, bu imtihanları, sokaklara dökülmeden aklıselimi ile geçmeyi başarmıştır. 
Dünyada, demokrasiyi, Türk Milleti kadar hak eden başka bir millet bulmak zordur. 
Kabul edelim ki, Ak Parti’nin ortaya çıkışı ve iktidara gelişi de, milletin demokrasi hassasiyetinin sonucunda olmuştur.
Milletimiz, 28 Şubat’ta haksız bir şekilde iktidardan edilen, Refah Partisi’nin uzantısı gibi kurulan AK Parti’ye, büyük bir destek vererek adeta 28 Şubatçılardan rövanş almıştır. 
AK Parti, milletimizin demokrasiye ve millî iradeye olan hassasiyetini keşfederek, bu değerlere hizmet etmek yerine, maalesef, bunları istismara yönelmiş, sanal demokrasi ve millî irade düşmanları yaratarak, kendisinden farklı düşünen bütün kesimleri “Demokrasi ve millî irade düşmanı” ilan etmiştir.
AK Parti, dünyada belki de örneğine rastlanmayacak şekilde, mevcudiyet nedeni olan milletine karşı takiyyeye girişen bir parti olarak şimdiden siyasi tarihteki yerini almıştır. 
İktidara geldikten sonra, başta söylediği her şeyin tersini yapmış, vaz’ ettiği tüm ilke ve söylemleri ile çelişkiye düşmüştür. 
AK Parti önce, hukuk, adalet demiştir; sonra hukuka uymak yerine hukuku kendisine uydurmuş, yasaların objektifliği ve tarafsızlığını göz ardı ederek “AK Partili’nin hukuku”, “Ötekilerin hukuku” ayrımını yaratmıştır. 
Hâkim ve savcıları adeta partinin memurları haline getirmiş, yüksek yargı organlarını, baroları tehdit etmekten geri durmamıştır. 
AK Parti önce, demokrasi ve millî irade demiştir; sonra kendi iradesini, milletin iradesinin önüne geçirmiştir. 
YSK’yı kendi partisinin “Seçim başkanlığı” haline dönüştürmüş, son İstanbul Seçimlerinde takındığı tavırla sandığı yok saymış, serbest seçimlerin içini boşaltmıştır.
AK Parti önce, toplumsal barış demiştir, kardeşlik, millî bütünlük, sosyal dayanışma diye terennüm etmiştir; sonra toplumu 36 adet alt kimliğe, onları da bin bir parçaya ayrıştırma işine soyunmuştur. 
“Bizimkiler” “Ötekiler” kamplaşması yarattığı yetmezmiş gibi, son dönemlerde, toplumun yarısını “Teröristler, hainler” diye yaftalamış ve tekrar tekrar bölmüştür. 
Bugün, “Millî Bütünlüğümüz”, AK Parti’nin ayrıştırıcı ve bölücü söylemleri dolayısıyla, tarihimizde görülmediği kadar, tehlike altına girmiştir. 
AK Parti önce, fukaralığı ortadan kaldıracağım diye gelmiş, kalkınma, gelişme kelimelerini telaffuz etmiştir; sonra kendi yandaşlarına şirketler kurdurmuş, Kamu İhale Kanunu’nda yüzü aşkın değişiklikler yaparak, bu şirketlere ballı börekli ihaleler vermiş, özelleştirme adı altında milyar dolarlık KİT’leri yok pahasına peşkeş çekmiştir. 
Literatürümüze “Gemicikler” kelimesini kazandırmış, evlatlarını, kardeşlerini, yandaşlarını “Karun” lar kadar zengin etmiştir. 
Bir avuç hısım-akraba dışında, milletimiz, açlığa mahkûm edilmiştir. 
Anlaşılmaktadır ki, AK Parti’nin savaş açtığı fukaralık değil bizatihi garip gureba, fukaraların kendisidir.
AK Parti önce, yaratılanı “yaradan”dan ötürü seviyoruz, insanlar Allah’ın bize emanetidir diye gelmiş; sonra farklılıklarına saygı göstermek yerine milletimiz etnik ve mezhep temelinde ayrıştırılmaya çalışılmıştır.
Etnik ve mezhepsel hassasiyetler nedeniyle toplumsal çatışma riski had safhaya çıkmıştır.
K Parti önce, “Türkiye’nin komşularıyla iyi geçineceğiz”, “sıfır sorun olacak” iddiasıyla gelmiş; sonra sınırlarımız ve ilişkilerimiz “Sırf Sorun” olmuş, bu coğrafyada neredeyse kavga etmediğimiz ülke kalmamıştır.  ABD ve Rus emperyalizmi arasına sıkışan devletimizin bekası ve güvenliği, ülkemizin itibarı ve güvenilirliği onulmaz yaralar almıştır.  AK Parti önce, yüzyıllık eğitim ve sağlık sorunlarını aşacağız iddiasıyla hükümet olmuş; sonra her bakan değiştiğinde, millî eğitim ve sağlık politikaları değiştirilerek, oyuncağa çevrilmiştir.  Genç nesiller değişen sınav yönetmelikleri arasında “eğitimsiz” ve rantın egemen olduğu şehir hastanelerinde “sağlıksız” bırakılmıştır.  AK Parti önce, milleti “Devlet”e ezdirmeyeceğiz demiş; sonra birbirlerinin karşıtlarıymış gibi, “Devlet” ve “Millet” mefhumlarını çatıştırmış, kadim devlet kurumlarını çökertmiş, millet ise 15 Temmuz’da devletini sokaktan toplamak zorunda kalmıştır.  Anayasaya ve milletin iradesinin tecelligâhı olan TBMM’ye itibar kazandıracaklarını söylemişler, meclisin ve tüm anayasal kurumların içini boşaltmışlardır.  AK Parti önce, dine, inanca saygı diyerek iktidara gelmiş; yüce dinimizi, cemaatlerin sonsuz hırslarına ve dar kalıplarına hapsetmiştir.  Din görevlileri, AK Parti mensubuymuş gibi bir algı meydana getirerek, yüce dinimize en büyük zarar verilmiştir. Toplumda dinimize ve din adamlarına yönelik saygı ve hassasiyet ortadan kalkmış, böylece genç jenerasyonda ateizmin ve deizmin patlamasının önünü açılmıştır.
Üzülerek belirtmeliyiz ki, gelinen nokta şudur:
AK Parti’nin bu ikiyüzlü tutumu dolayısıyla milletimizde yargıya olan güven, demokrasiye olan inanç, gelirin hakça paylaşılması ve geleceğe olan umut ortadan kalkmış, vatandaşın siyasal sisteme olan itimadı ve saygısı kalmamıştır.
Son günlerde yaşanan İstanbul seçimlerinin yenilenmesi faciası, Yüksek Seçim Kurulu’nun AK Parti’nin yargısı gibi hareket etmesi bardağı taşıran damlalar olmuş, bu kötü gidişi hızlandırmıştır.
Devlet dediğimiz organizasyonun temeli, hukuktur. Hukukun üstünlüğü, yargının adil, tarafsız ve güvenilir olması esastır. Şayet yargı siyasallaşır ve hukuk ortadan kalkarsa o devletin yaşaması mümkün değildir. 
Etin kokmuş olması bir son değildir, ama tuzun kokmuş olması, yolun sonuna gelindiğinin işaretidir. 
Demokrasiyi işler halde tutmanın gereklerinden birisi de, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin yaşatılması ve hangi partiden olursa olsun, siyasetçi kimliğinin itibarının korunmasıdır. 
Her zaman söylüyoruz: iktidar her rejimde, muhalefet sadece demokrasilerde vardır. Muktedir erkin bir vazifesi de, demokrasi adına kendisine farklı bakış açıları sunan muhalefetin mevcudiyetini muhafaza etmektir.  Maalesef, AK Parti, tek adam rejimi ve ele geçirdiği sonsuz iktidar gücü ile “güç zehirlenmesi” hastalığına tutulmuştur. 
Bırakın farklı sesleri muhafaza etmeyi, bu sesleri susturmak üzere her yolu mübah sayan siyasi sapkınlığın içine düşmüştür.  Sayın Genel Başkanımızın, bir gece vakti, evinin önüne kadar giden şer güçler, Sayın Kılıçdaroğlu’nu linç etmek üzere kalkan eller, atılan nefret çığlıkları ve gazeteci Yavuz Selim Demirağ’a öldürme kastıyla vurulan sopalar, toplumumuzu büyük bir kaygıya ve korkuya sevk etmiştir. Ama asıl vahim olan, bu saldırılara “Dur” demesi gereken hükümetin ve yargının yanlış yerde konuşlanması ve mağdur yerine, saldırganların yanında saf tutmasıdır. 
Maalesef, saldırganlar, hukuk önünde cezasız kalmıştır. Bunun yıkıcı tesirleri önümüzdeki süreçte görülecektir. Yargının jet hızıyla verdiği beraat kararları ile, muhalefete “ayağınızı denk alın”, “haddinizi aşmayın”, saldırganlara da “ne yaparsanız yapın, AK Parti arkanızdadır” mesajı verilmektedir. Bu algı toplumda derinlik kazandığı takdirde, milletimizin bir arada yaşama arzusu ve kararlılığında “telafisi mümkün olmayacak zararlara” yol açacaktır.  Bu konuda hükûmeti ve hükûmet yetkililerini bir kez daha uyarıyoruz.  Bu vebalin altından kalkamazsınız, bu ateş herkesi yakar. Hükûmet, devletin güvenlik güçlerini ve yargı teşkilatını parti organları ve elemanları olarak görmekten ve kullanmaktan uzak durmalıdır. Millet hayatında 17 yıl gibi, “kısa” sayılabilecek sürede, insanımız iki farklı AK Parti görmüştür.  Birincisi; kuruluş aşamasında milletin değerlerini ve evrensel doğruları baş tacı edeceğini söyleyen AK Parti,  İkincisi ise; iktidara geldikten sonra bu değerleri icraatlarıyla ayaklar altına alan AK Parti. Bu siyasal ikiyüzlülük, AK Parti’yi uzun süre iktidar yapmış olsa da, necip Türk Milleti’nin terazisi bu takiyye ve aldatmayı daha fazla tartamayacaktır. 
Tamiri ve tadili için bile onlarca yıl gereken bu dejenerasyonu, tıpkı 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün yayımladığı Amasya Tamimi’nde belirtildiği üzere, “yine milletin azim ve kararı” giderecektir.  Kuruluş gayesi milletine ve demokrasiye hizmet olan İYİ Parti, milletinin kendisine tevdi edeceği güç ve irade ile, bu iki yüzlü zihniyetten Türkiye’nin kurtarılması ve devletin kuruluş ayarlarına, milletin huzurlu yaşamına yeniden kavuşabilmesi için mücadelesine devam edecektir. 
Bu mücadelesinde daha hızlı ve daha etkin karar almak, değişen şartlara uyum sağlamak için Parti tüzüğümüzde birkaç maddenin değiştirilmesi zorunluluğu hasıl olmuştur. 
25 Mayıs’ta, “Yenimahalle, Nazım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi”nde delegelerimizin iradesine başvurulmak üzere, Tüzük Kurultayı yapılacaktır. Bu vesileyle siz değerli basın mensuplarımızı Kurultayımıza davet ediyor, aracılığınız ile milletimizi bilgilendiriyoruz. Bir diğer paylaşmak istediğim husus da şudur: Bildiğiniz üzere, bu yıl Atatürk’ümüzün Türk Milleti’nin istiklali için Samsun’a çıkışının 100. yıl dönümüdür. İYİ Parti, 100 yıl önce yaşanan millî havayı yerinde teneffüs etmek ve aziz hemşerilerimizle bir arada olmak amacıyla 19 Mayıs’ta milletvekillerimizin de katılımıyla Genel İdare Kurulunu Samsun’da toplayacaktır. 

Cihan Paçacı
Genel Sekreter